Kur’an’daki Çelişkiler Ve Nedenleri (6)

Posted on 14 Ocak 2012

2



VII) Şeytanları Günlük Siyasetin Gereksinimlerine Araç Yapma Geleneğinden Doğma Çelişkiler!

Muhammed’in kendi günlük siyasetine “şeytanları”’araç edinmek konusunda oldukça başarılı bir yol izlediğine tanık olmaktayız. Her ne kadar şeytan denen şeyi kötülük kaynağı olarak göstermek üzere Kur’an’a, “Ey Ademoğulları! Sakın şeytan sizi aldatıp yoldan çıkarmasın. Nasıl ki, ananızı, babanızı cennetten çıkarmıştı o…” (Araf Suresi, ayet’ 27) şeklinde ayetler koymakla beraber, bazı durumlarda Tanrı’nın şeytanları insanlara dost kıldığını ve insanları şeytanlar aracılığıyla saptırdığını söylemekten geri kalmamıştır. Örneğin, kendisine rakip gördüğü kişileri itibardan düşürmek amacıyla Kur’an’a. ayetler koyarken yaptığı budur. Birkaç örnekle yetinelim:

Kur’an’ın Araf Suresi’nde, Tanrı’nın ayetlerine inandıktan sonra şeytanın peşine takılıp bu ayetlerden “sıyrılan” kişinin hikayesi vardır: hikaye’ye göre Tanrı, “(insanların birtakımı) Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı” (Araf Suresi, ayet 30) diyerek İslama inanmayanların veya inandıktan sonra ayrılanların, şeytana ayak uyduran, şeytanı kendilerine dost yapan kişiler olduğunu bildiriyor. Ve sonra Muhammed’e şunu emrediyor:

“Ey Muhammed Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat” (Araf Suresi, ayet 175).

Tanrı’nın söylemesine göre bu kişi, “vahiyleri yalan sayan “…dünyaya meylettiğini ve hevesine (uyan)” ve durumu “dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu(na) benzeyen” (Araf Suresi, ayet 176) bir kimsedir. Yine Tanrı’nın söylemesine göre, ayetleri yalan sayan kimselerin durumu böyledir, yani “dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir” (Araf Su-resi, ayet 176)(1)

Ancak, “inkarcı”ların ve “Kafir”lerin şeytana uyan kimseler olduklarını söyleyen ve bunları “dilini sarkıtıp soluyan” köpeğe benzeten Tanrı, bu söyledikleriyle taban tabana zıt olmak üzere, “Dileseydik onu ayetlerimizle üstün kılardık” (Araf Suresi, ayet 176) demekte ve kişileri dilediği gibi doğru yola soktuğunu ya da saptırdığını, yani şeytana uydurduğunu eklemektedir:

“Allah’ın doğru yola sevk ettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır” (Araf Suresi, ayet 178).

Bu doğrultuda olmak üzere, “Allah… istediğini saptırır” (Nahl Suresi, ayet 93); “Tanrı dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi” (Enam Suresi, ayet 149) vd…

şeklinde konuşmuştur.] Bu çelişkili ayetlerden anlaşılan o ki, Tanrı, hem bir yandan insanları, şeytanlara ayak uydurdukları ve bu yüzden yoldan saptıkları için kınamaktadır hem de diğer yandan “Dileseydik onu ayetlerimizle üstün kılardık, doğru yolda sokardık” ya da “Tanrı’nın saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır” şeklinde konuşarak bu kişileri şeytanın peşine takıp saptıranın bizzat kendisi olduğunu açıklamaktadır. Açıklarken de, “Neden şeytana uydunuz?” diye sormakta ve şeytana uydukları ‘Çin, onları “Dilini sarkıtıp soluyan köpekler” diyerek azarlamaktadır. Görülüyor ki, çelişki, sadece ayetler arasında değil, aynı bir ayetin birbirini izleyen tümceleri içerisinde yer almış bulunmaktadır. Söz .konusu ayetlerin tümünü birlikte okuyalım:

“Ey Muhammed! Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Dununu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin durumu budur… Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir.

Allah’ın doğru yola sevk ettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır” (Araf Suresi, ayet 175-178).

Çelişkilerle dolu bu ayetlerin, Ümeyye b. Ebi’s-Salt adındaki bir Arap şairin, İslama girmeyip peygamberlik hevesine kapılması nedeniyle indiğini rivayet edenler (örneğin, Vakidi gibi kaynaklar) (2) yanında, Yahudi ulemasından Bel’am b. Baûra’nın Yahudi peygamberlerine (örneğin Musa’ya) karşı saygısız bir tutum takınması vesilesiyle indiğini bildirenler vardır (örneğin Beyzavi, Celaleddin, Taberi, Zemahşeri vd… gibi kaynaklar).

Aslında her iki rivayet aynı sonucu verecek olmakla beraber, biz burada Ümeyye b. Ebi’s-Salt şıkkını ele alarak şunu söyleyebiliriz ki, yukarıdaki çelişkilerin nedeni, Muhammed’in bu şaire karşı düşmanlık beslemesindendir. Çünkü, bu ünlü şair, peygamberliğe heveslenmiş ve bu yüzden Muhammed onu, bir bakıma kendisi için rakip görmüştür. (3) Zira, İslam kaynaklarından öğrenmekteyiz ki, Ümeyye, zamanının en güçlü ve etkili .şairlerindendir. Tanrı’nın “tek” oluşu fikrine ve ahret gününe iman etmiştir. Bundan dolayıdır ki, Muhammed onun Müslüman olacağını sanarak, “Ümeyye… (şiirlerinde) Müslüman olmaya yaklaşmıştı” diye konuşurdu.(4)

Ancak. Ümeyye, ne İslama girmiş ne de Muhammed’i peygamber olarak bilmiştir. Kuşkusuz ki, Ümeyye gibi ünlü ve herkesçe sevilen bir şairin İslam olması Muhammed’in işine gelirdi; çünkü, onun sayesinde pek çok kişiyi kazanması mümkündü. Bundan dolayıdır ki, onu Müslüman yapabilmek ve kendisine baş eğdirtebilmek için bir hayli uğraşmış, fakat başaramamıştır. Böyle bir başarısızlık, kendi prestiji bakımından sakıncalıydı. İşte bundan dolayıdır ki, Ümeyye’yi, şeytan tarafından kandırılmış, yoldan çıkarılmış gibi göstermek üzere, Kur’an’a. yukarıdaki ayetleri koymuştur. Koyarken de onu Müslüman yapamamaktan doğma başarısızlığını göz ardı edebilmek için, Tanrı’nın keyfiliği fikrine sığınmış ve Ümeyye’nin İslam olmamasının nedenini, Tanrı tarafından “saptırılmış” olmaya dayatmıştır.

Yukarıdaki ayetlerde Tanrı’yı, “Dileseydik onuBu çelişkili ayetlerden anlaşılan o ki, Tanrı, hem bir yandan insanları, şeytanlara ayak uydurdukları ve bu yüzden yoldan saptıkları için kınamaktadır hem de diğer yandan “Dileseydik onu ayetlerimizle üstün kılardık, doğru yolda sokardık” ya da “Tanrı’nın saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır” şeklinde konuşarak bu kişileri şeytanın peşine takıp saptıranın bizzat kendisi olduğunu açıklamaktadır. Açıklarken de, “Neden şeytana uydunuz?” diye sormakta ve şeytana uydukları ‘Çin, onları “Dilini sarkıtıp soluyan köpekler” diyerek azarlamaktadır. Görülüyor ki, çelişki, sadece ayetler arasında değil, aynı bir ayetin birbirini izleyen tümceleri içerisinde yer almış bulunmaktadır. Söz .konusu ayetlerin tümünü birlikte okuyalım:

“Ey Muhammed! Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Dununu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin durumu budur… Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir.Allah’ın doğru yola sevk ettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır” (Araf Suresi, ayet 175-178).

şekilde konuşur kılmış olması bunun kanıtıdır. Daha başka bir deyimle, Ümeyye’nin, şeytana kanıp, saptığı için Müslüman olmadığını, onu saptıranın Tanrı olduğunu anlatmıştır. Böylece bir yandan Kur’an’a yeni bir çelişki dizisi eklerken, diğer yandan Tanrı’yı sanki şeytanla başa çıkamayan ya da şeytan sayesinde insanları saptıran bir “Yaratan” olarak, tanımlamıştır. Daha başka bir deyimle, Ümeyye’ye karşı beslediği olumsuz duygularını, Tanrı fikrindeki kutsallığı şüphede bırakabilecek şekilde ortaya koymuştur.

Öte yandan İslama girmeyenleri “şeytanların dostu” olarak gösterirken de yaptığı budur. Gerçekten de Kur’an’da, Tanrı’nın, “Biz, şeytanları inanmayanlara dost yaptık…” diye konuştuğu yazılıdır (örneğin bkz. Araf Suresi, ayet 27). Daha başka bir deyimle, Tanrı, inanmayanları, yani doğru yolda olmayanları, şeytanla dost yapmakta. Evet, ama insanları doğru yola sokan ya da saptıran da bu aynı Tanrı değil mi? Örneğin, bu aynı Araf Suresi’nin .bir başka yerinde, “…Allah’ın doğru yola sevk ettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır” (Araf Suresi, ayet 175-178) diyen yine aynı Tanrı değil mi? Kur’an boyunca dilediğini doğru yola soktuğunu, dilediğini de doğru yoldanuzaklaştırdığını söyleyen de o değil mi? Şu durumda “Biz, şeytanları inanmayanlara dost yaptık…” derken, kendi kendisiyle çelişmeye düşmüş olmuyor mu?

VIII) Toplumsal Düzene ve Sosyal Durumlara, Çıkarcı Yoldan Çözüm Bulma Siyasetinden Doğma Çelişkiler

İnsanlar arası ilişkilerle ve sosyal sorunlarla ilgili olarak Kur’an’da yer alan ayetler bakımından da “çelişki” durumu söz konusudur. Bu çelişkiler, Muhammed’in saplı bulunduğu önyargılardan ya da sosyal durumlara çıkarcı yoldan çözüm bulma çabalarından doğmuştur. Örnek olarak sunulacak ayetler arasında, insanlar arası “kardeşliğe” ve “eşitliğe” yer verirmiş gibi görünen ayetlerle, kardeşlik ve eşitlik fikrini yok eden ayetler vardır: Gerçekten de, Kur’an’da, insanlar arası kardeşliğe ve eşitliğe yer verirmiş gibi görünen ayetlere rastlanır ki, bunlardan bazıları şöyledir:

“Hiç şüphe yok ki, müminler ancak kardeştirler: onun için iki kardeşinizin aralarını düzeltin ve Allah’tan korkun ki, rahmete şayan olasınız” (Hucurat Suresi, ayet l O).(5)

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizleri bir erkekle, bir dişiden yarattık… Allah katında sevabı en çok ve derecesi en yüksek olanınız en fazla korkanınızdır” (Hucurat Suresi, ayet 13).

Ancak, kardeşlikten ve eşitlikten söz eder görünen bu tür ayetleri dikkatlice okur ve bir de bunlara ters düşenlere göz atacak olursak görürüz ki, bunlarda ne insanlar arası kardeşlikten ne -de eşitlikten eser vardır! Yani bu yukarıdaki ayetlerin (ve benzerlerinin) tüm insanlar arası sevgi ve kardeşlikle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü, bir kere yukarıdaki ayetlerde, “Hiç şüphe yok ki, müminler ancak kardeştirler…” diye yazılı. Yani tüm insanlar arası “kardeşlik”ten değil, sadece “Müslümanlar” arası “kardeş-lik”ten söz edilmektedir. Müslümanların, “Müslüman” olmayanlarla kardeş sayılmaları şöyle dursun, dost olmaları dahi yasaklanmıştır. Kur’an, İslamdan başka bir din ve inanca bağlı olanları “sapık” olarak tanımlamak yanında, onları küçülten ve onlara karşı savaşmayı öngören hükümlerle doludur. Kur’an’da yer alan ve Müslümanlar arası kardeşliği öngören ayetler, esas itibariyle Müslüman olmayanlara karşı düşmanlık beslemeyi pekiştirmek amacıyla öngörülmüştür. Örneğin, Hucurat Suresindeki “…müminler ancak kardeştirler: onun için iki kardeşinizin aralarını düzeltin…”(Hucurat Suresi, ayet 10) şeklindeki ayetin yorumu bu doğrultudadır; zira, bu ayetle anlatılmak istenilen şey şudur:

Eğer Müslümanlar kendi aralarında kardeşçe ve barış halinde yaşamazlarsa, kafirlere karşı güçlü durumda olamazlar. Onun için Müslümanlar birbirleriyle bozuşmamalıdırlar; bozuşurlarsa barışmaktan kaçınmamalıdırlar; bozuşanları barıştırmalıdırlar”.(6)

Dikkat edileceği gibi, “kardeşlikle” ilgili olarak Kur’an’da geçen ayetler, bütün insanlar arası bir kardeşliği hedef edinmiş değil; aksine insanlardan bir kısmını (yani Müslümanları), insanlardan diğer bir kısmına (yani Müslüman olmayanlara) karşı düşman ve saldırgan kılmak için düşünülmüştür.(7)


Öte yandan, Kur’an’da, insanlar arasında eşitlik olmayıp “kölelik”, “efendilik” durumlarının bulunduğunu (örneğin, Nahl Suresi, ayet 75) ya da kadınların “aklen ve dinen dûn” yaratıldıklarını (örneğin, Bakara Suresi, ayet 282) ya da Müslümanların, “kafirlere” üstün bulunduklarını, çünkü İslamdan başka bir dine yönelenlerin sapık sayıldıklarını (örneğin, Al-i İmran Suresi, ayet 85) ya da Müslümanlar arasında da “üstün” ya da “aşağı” derecede olanların bulunduğunu (örneğin, Arapların Arap olmayanlara, Araplar içerisinde de Kureyşlilerin diğer Arap kavimlerine, üstün olduğunu) vurgulayan buyruklar vardır.(8)

Tekrar hatırlatalım ki, Muhammed, ilk başlarda kendisini, Arapça Kur’an ile sadece Arap kavmine inmiş gibi gösterirken, yavaş yavaş güçlenip de Arap olmayanları da kazanma sevdasına kapılınca, bütün insanlara gönderilmiş “Peygamber” gibi tanıtmaya çalışmış ve Kur’an’a, “Ey insanlar, biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık… Allah katında sevabı en çok ve derecesi en yüksek olanınız en fazla çekinenindir” (Hucurat Suresi, ayet 13) şeklinde ayetler koymuştur. Ancak, bütün bunları yaparken, bir yandan saplı bulunduğu önyargılar nedeniyle, diğer yandan da kendi özel çıkarlarına yatkın düştüğü için, “kölelik” gibi eski bir Arap geleneğim sürdürmekten geri kalmamış ve Kur’an, “Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köleyle, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden sarf eden kimseyi örnek gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu?..” (Nahl Suresi, ayet 75) şeklinde ayetler koymuştur. Koyarken de, köleliğin, insanlar arası eşitlikle, kardeşlikle bağdaşmadığını ve bu nedenle yukarıdaki ayetler arasında çelişki yattığını düşünmemiş ya da buna aldırış etmemiştir.(9)

Yine bunun gibi, Arapların, Arap olmayanlara üstünlüğüne ve Araplar içerisinde de Kureyş kavminin diğer Arap kavimlerine üstün olduğuna inandığı içindir ki, Kur’an’a “Kureyş” başlığıyla sure koyarak, Tanrı’nın Kureyş’e, yaz ve kış yolculuklarında kolaylıklar gösterdiğini, onların uzlaşmasını ve anlaşmasını sağladığını, onları açlıktan doyurduğunu, her çeşit korkudan uzak kıldığını anlatmıştır (örneğin, Kureyş Suresi, ayet 1-4).

Fakat, bununla da yetinmemiş, bir de ayrıca Arapları insanlığın en üstün sınıfı olarak tanımlamış. Araplar içerisinde Kureyş’in en mükemmel, Kureyşliler içerisinde de Haşimilerin daha mükemmel olduğunu anlatmak üzere “İnsanlığın en mükemmel sınıfı Araplardır; Arapların en mükemmeli Kureyşlilerdir; Kureyşlilerin en mükemmeli ise Beni Haşim’dir”(10) şeklinde yandan da kendi özel çıkarlarına yatkın düştüğü için, “kölelik” gibi eski bir Arap geleneğim sürdürmekten geri kalmamış ve Kur’an, “Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köleyle, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden… sarf eden kimseyi örnek gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu?..” (Nahl Suresi, ayet 75) şeklinde ayetler koymuştur. Koyarken de, köleliğin, insanlar arası eşitlikle, kardeşlikle bağdaşmadığını ve bu nedenle yukarıdaki ayetler arasında çelişki yattığını düşünmemiş ya da buna aldırış etmemiştir. konuşmuştur. Kuşkusuz ki, böyle yapmasının nedeni, Kureyş kabilesine ve bu kabilenin bir kolu olan Ha-.şimiler ailesine mensup bulunmasındandır. Söylemeye gerek yoktur ki, “eşitlik”ten söz ederken, kendi mensup bulunduğu Arap kavmini insanlığın en mükemmeli olarak göstermesi, hatta bu kavmin çeşitli bölümlerini (Kureyş’i ve Haşimi ailesini) üstün bilmesi, çelişki yaratmaktan başka bir şey değildir. Öte yandan, kendisini Yahudilere ve Hıristiyanlara “peygamber” olarak kabul ettirmeye çalıştığı sıralarda, insanlar (ve hatta bu insanların bağlı bulunduğu dinler) arasında “eşitlik” varmış kanısını yaratır görünürken, onları kazanamayacağını anladığı an (ve artık güçlendiği için), İslamdan başka dine yönelenlerin “sapık” olduklarını vurgulayan hükümler koymuş, Yahudilerle ve Hıristiyanlarla dostluk kurmayı yasaklamış, bunu da yeterli bulmayıp bir de onlara karşı cihat açılmasını, “küçülerek ve dizlerini bükerek cizye vermelerine kadar” cihata devam edilmesini emreder olmuştur (örneğin bkz. Tevbe Suresi, ayet 29 vd…). Böylece ne dinler ne de farklı inançtakiler arasında eşitlik olmadığını ortaya koymuş, “kardeşlik” ve “eşitlik” konusunda söyledikleriyle çelişmeye düşmüştür.

Dipnotlar;

1)Sahih-i…,c. 10, s.39; ayrıca bkz. Diyanet’in Kur’an çevirisine bakınız.
2)Sahih-i…, c. J O, s.!3-39;c.4, s.I29.
3)Vakidi gibi kaynaklara göre bu ayetler Ümeyye hakkında “nazil” olmuştur. Bkz. Sahih-i…,c.10, s.38-39.
4)Bu konuda Ebu Hüreyre’nin rivayeti için bkz. Salıih-i…. Hadis No. 1542. c. l O, s.38.
5)Ayrıca bkz. Tevbe Suresi, ayet 11. 292
6) Yorum için bkz. Elmalılı Hamdi Yazır, age, c.6, s.4464 vd.
7) Bkz. İlhan Arsel, İslama Göre Diğer Dinler, Kaynak Yayınlan, birinci basım, İstanbul, Mart 1999; ilhan Arsel, Kur’an’daki Kitaplılar, birinci basım, İstanbul, Nisan 1999.
8) Ayrıca Kur’an’ın şu ayetlerine bkz. Yusuf Suresi, ayet l; Rad Suresi, ayet 37; Meryem Suresi, ayet 97; Ta-HaSuresi, ayet 112-113; Şuara Suresi, ayet 192; Fussilet Suresi, ayet 2, 44; Zuhruf Suresi, ayet 2 vd…; Mücadele Suresi, ayet 5; Abese Suresi, ayet 13; Bürûc Suresi, ayet 21 vd…
9)Bu konuda bkz. ilhan Arsel, Şeriat ve Kölelik, Kaynak Yayınlan, İstanbul, 1997.
10)Bu konuda Buhari’nin Kitab Enbiya (Bab 46), Kitab Manakib (c.l, bab 2), Kitab Ahkam (Bab 51); ayıcaMüslim’in Sahilimat Kitab imara; ayıca bkz. ilhan Arsel, Arap Milliyetçiliği ve Türkler, altıncı basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, Mart 1999.

Reklamlar