Kur’an’daki Çelişkileri Göz Ardı Etme Çabalarının Yeni Çelişkilere Neden Olması

Posted on 30 Aralık 2011

2



Kur’an’daki Çelişkileri Göz Ardı Etme Çabalarının Yeni Çelişkilere Neden Olması

Muhammed’in, “Tanrı’dan geldi” diyerek yerleştirdiği hükümlerin çelişkili ya da

birbirleriyle tutarsız olması, bir aralık öylesine göze batar ve öylesine halkın tuhafına gider olmuştur ki, gerek Araplar, gerek Yahudiler ve Hıristiyanlar onu alaya almışlardır. Tanrı’nın asla hata yapmayacağını, Kur’an’ı sil boz tahtası haline sokmayacağını, çelişkili hükümler koymayacağını söyleyerek, Muhammed’i “uydurmacılıkla” damgalayanlar olmuştur. Onların bu şekilde konuşmalarına karşı Muhammed, Kur’an’ı uydurmadığına dair Tanrı’dan vahiy

geldiğini söyleyerek işin içinden sıyrılmaya çalışmıştır. Bu amaçla Kur’an’ koyduğu ayetlerden biri şöyledir:

“Ey Muhammed sana, ‘Kur’an’ı kendiliğinden uydurdu’ derler; de ki, Uydurdumsa suçu bana aittir’…”(Hûd Suresi, ayet 35).

Bunu yaparken, Kur’an’da, çelişki bulunmadığını, çünkü “çelişki” ve “tutarsızlık” gibi şeylerin insana özgü olup, ancak insan yapısı kitaplarda (sözlerde) bulunabileceğini, oysa ki, Tanrı’dan sadır olan sözlerde böyle bir şey olamayacağını anlatmak üzere şu ayeti koymuştur:

“(Eğer Kur’an) Tanrı’dan başka bir yerden gelseydi, onda birbirini tutmaz birçok (çelişme) olurdu” (Nisa Suresi, ayet 82).

Fakat, işi biraz daha sağlama almak için, ayetlerin zamana ve ihtiyaca göre Tanrı tarafından değiştirildiğini söyleyerek, çelişkili gibi görünen ayetlerin kaldırılmış olduğu kanısına yer vermiştir. Nahl Suresi’ne koyduğu şu ayeti okuyalım:

“Bir ayetin yerini bir başka, ayetle değiştirdiğimizde -ki Allah indirdiğini gayet iyi bilir onlar Muhammed’e, ‘Sen sadece uyduruyorsun’derler. Hayır, öyle değildir” (Nahl Suresi, ayet 101).

Bunu pekiştirmek üzere de, “Allah dilediğini mahveder, dilediğini bırakır” (Rad Suresi, ayet 39) şeklindeki ayetleri örnek vermiştir. Anlatmak istemiştir ki, Tanrı, her yarattığını dilediği gibi yok edebildiği gibi, dilediği ayetleri “nesh eder”, yani kaldırır ya da değiştirip yerine bir başkasını koyar veya olduğu gibi bırakır. Bu doğrultuda olmak üzere, Kur’an’ koyduğu ayetlerden bir diğeri şöyledir:

“Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unut-tufursak, onun yerine daha hayırlısını veya benzetini getiririz… “(Bakara Suresi, ayet 106).

Yani Tanrı, koymuş olduğu ayetlerden herhangi birini kaldırmak istediği zaman, onun yerine daha “iyisini”, daha “hayırlısını” ya da “benzerini” koymakta olduğunu bildiriyor! Ancak, Muhammed, bu tür ayetleri öne sürerek Kur’an’da çelişki olamazmış, yani Tanrı çelişkili hüküm koymazmış kanısını yaratmaya çalışırken, çok daha sakıncalı çelişkilere neden olmuştur. Bir yandan Tanrı’yı, “Hiç yanılmayan, din gününün sahibi olan, her şeyin hakimi, ilim ve hikmetin kökeni, ebediyetler ve ezeliyetler boyunca hata islemez olan, her şeyi en mükemmel bir şekilde önceden hesaplayan, her yaratığın kaderini daha doğmadan önce deftere yazan” olarak tanımlarken, yani Tanrı’nın asla yanılmaz, asla hata yapmaz, her şeyi en mükemmel ve eksiksiz, en “hayırlı” şekliyle düşünür ve yapar olduğunu belirtirken, diğer yandan bu aynı Tanrı’nın, her şeyi en iyi şekliyle düşünemediğini, ‘ en isabetli şekilde karar veremediğini, “hayırlı” hükmün ne olduğunu bilemediğini, hata işleyebildiğim ve bundan dolayı koyduğu ayetlerin hükmünü yürürlükten kaldırıp, yerine “daha hayırlısını veya benzerini” koyduğunu söylemiştir.

Tanrı’yı hem “hata yapmaz” hem de “hata yapar” şekilde, tanımlamakla yeni çelişkilere sebebiyet vermiştir. Fakat, Kur’an’ın “uydurma” olmadığını ve çelişkili hükümler kapsamadığını belirtmek amacıyla, Tanrı’dan vahiy geldiğini söylemesine ve örneğin, “(Eğer Kur’an) Tanrı’dan başka bir yerden gelseydi, onda birbirini tutmaz birçok (çelişme) olurdu” (Nisa Suresi, ayet 82) şeklinde ayetler yerleştirmesine rağmen, Muhammed, halktan kişilerin kendisi hakkında “yalancı”, “uydurucu” ya da “meczub” diye konuşmalarını önleyememiştir. Önleyebilmek için, iyice güçlenmeyi beklemiştir. Nitekim, Medine’ye geçip de, taraftarlarının sayısının arttığını ve giderek güçlendiğini gördüğü an, kendi aleyhinde konuşanları kılıç yoluyla susturmaktan geri kalmamıştır. Yaratmış olduğu korku ve dehşet havası sayesinde, artık hiç kimsenin kendisini uydurmacılıkla ya da çelişkili hükümler koymakla damgalamaya cesaret gösteremeyeceğini düşünmüştür.

Reklamlar