Kuran’daki Çelişkiler ve Nedenler (3)

Posted on 24 Kasım 2011

0



Bazı Ayetlerin “Muhkem” (Kesin) Anlamlı, Bazılarının Da “Müteşabih” (Şüpheli) Olduğu Ve Çelişmeli Görünümün Bundan Doğduğu İddialarındaki Geçersizlikler

Şeriatçılar, Kur’an ayetlerinin çeşitli anlamlara gelebilecek şekilde indirildiğini ve böyle olduğu içindir ki, hem “muğlak” (güç anlaşılır) hem de “çelişmeli”ymiş gibi göründüklerini ileri sürerler:

“Kur’an’ın bazı ayetleri herkes tarafından anlaşılabilecek nitelikte şeylerdir; bunlara ‘muhkem ayetler’ adı verilir. Bazı ayetleri ise herkesin anlayamayacağı şekilde gönderilmiştir ki, bunlara da ‘müteşabih’, yani ‘şüpheli’ ayetler deniri Tanrı ‘kesin’ ayetler yanında ‘şüphe’ uyandıracak nitelikte ayetler yollamıştır; çünkü, gönderdiği ayetlerin tümünün herkes tarafından anlaşılmasını istememiştir. Bazı ayetleri herkesin anlayamayacağı şekilde indirmiş olmasının nedeni, bir yandan fikir özgürlüğünü geliştirmek ve diğer yandan cahil Arabın inanç bocalamasına kapılmasını önlemek içindir. Çünkü, eğer her şey anlaşılır şekilde açıklanmış olsaydı, cahil Araplara o anda akıllarının alamayacağı bir şey söylenmiş olur, bu da onları tereddüde düşürebilir, ürkütebilirdi.” (1)

Ve işte güya bundan dolayıdır ki, Kur’an’daki ayetler çelişkiliymiş gibi görünmektedir. Dikkat edileceği gibi, şeriatçıların iddialarına göre Tanrı, esas itibariyle fikir özgürlüğünü oluşturmak amacıyla ayetleri farklı anlamlarda indirmiştir. Güya bazı ayetleri anlaşılmaz nitelikte kılmakla, bunların yorumlanmasına ve böylece çeşitli durumlara ve ihtiyaçlara uydurulmasına ve aynı zamanda Arabın inanç bocalamasında kalmamasına olanak yaratmak istemiştir! Bununla da İslamiyette dinin temellerinin güçlenmesini sağlamıştır.(2)

Yukarıdaki iddialara sarılanlar, genellikle Kur’an’ın Al-i İmran Su-resi’ndeki şu ayeti örnek verirler:

“…Öyle bir Tanrı ki, sana kitap indirdi. Onun bir kısmı apaçık ayetlerdir ve bunlar kitabın temelidir. Diğer kısmıysa çeşitli anlamlara benzerlik gösterir ayetlerdir. Yüreklerinde eğrilik olanlar fitne çıkarmak ve onları tevil etmek için anlamları açık olmayan ayetlere uyarlar. Halbuki, onların tevilini ancak Allah bilir. Bilgide şüpheleri olmayacak kadar kuvvetli olanlarsa derler ki ‘biz inandık ona, hepsi de Rabbimizdendir’. Bunu aklı tam olanlardan başkaları düşünemez” (Al-i İmran Suresi, ayet 7).

Hemen belirtelim ki, ne bu ayet (ve benzerleri) ne de şeriatçının yukarıdaki açıklaması, Kur’an’daki çelişmelerin gerçek nedenlerini ortaya çıkaracak yeterlilikte değildir. Ayetlerden bazılarının “müteşabih” (şüpheli, kapalı) nitelikte olması, ne fikir özgürlüğünü sağlamak içindir ne de cahil Arabın “tereddüde” düşmesini ya da “ürkmesini” önlemek içindir. Eğer Muhammed’in Tanrısı fikir özgürlüğünü yaratmak isteseydi, ayetleri anlaşılmaz ya da çelişmeli şekilde gönderecek yerde, anlaşılır şekilde kılar ve kişilere, özgür akıl rehberliğiyle, bunları uygulamak ya da değiştirme yeterliliğini sağlardı. Kalkıp da, “Bazı ayetlerin tevilini ancak Allah bilir” deyip, anlamını sadece kendisine sakladığı ayetleri kişilere gözü kapalı şekilde kabul ettirmez ve onlardan, anlamını bilmedikleri bir şey için “Biz inandık ona, hepsi de Rabbimizdendir” demelerini beklemezdi. Çünkü, bunu yapmakla, fikir özgürlüğünü temelinden yıkmış olacağını bilirdi. “Müteşabih” (şüpheli) ve çelişmeli hükümler yoluyla fikir özgürlüğünü yaratmanın mümkün olamayacağını ELBETTEKİ düşünürdü. Zira, fikir özgürlüğü, herhangi bir hükmü, sırf Tanrı’dan gelmiştir diye kabul etmekle ya da yorumlamakla değil, fakat onu akılcı yoldan değiştirebilmekle, yerine yepyenisini getirebilmekle, cerh edebilmekle oluşabilir. Oysa ki, ‘Kur’an’a göre aklın rehberliği diye bir şey söz konusu değildir; vahiylerin akıl süzgecinden geçirilerek yok edilmesi mümkün değildir. Aksine, Kur’an’da Tanrı ve peygamber emirlerinin mutlaklığı, değişmezliği, öngörülmüştür. Kişinin tüm yaşantılarını en ince noktasına kadar düzenleyen ve insan aklına bunları öğrenmekten başka bir olanak vermeyen bu emirleri insan iradesiyle ‘ değiştirmek, ilga etmek mümkün değildir; çünkü yasaklanmıştır: Bakara Suresi’ndeki “Ayetlerimi değiştirmeyin” (Bakara Suresi, ayet 41) şeklindeki hükümden tutunuz da, “Kitabı batıl kılacak hiçbir şey olmadığına” (Fussilet Suresi, ayet 41-42) ya da kitabı ciddiye almayıp reddedenlerin cehennemlik sayılacaklarına (Bakara Suresi, ayet 113-115) varıncaya kadar, Kuranda yer alan buyruklar, fikir özgürlüğünü kökünden kurutacak nitelikte şeylerdir.

Arapları “tereddüde” düşürmemek ya da “ürkütmemek” için bazı ayetlerin “müteşabih” nitelikte gönderildiği iddiasına gelince… Böyle bir iddia, Tanrı’yı aciz durumdaymış gibi tanımlamaktan başka bir işe yaramaz. Çünkü, eğer Tanrı, kendi yarattığı kullarını tereddüde düşürmekten ya da ürkütmekten çekiniyor ise, bu takdirde, güçsüzlüğünü, aczini itiraf etmiş oluyor demektir. Eğer onları ürkütebilecek emir vermekten çekiniyor da, bu emri bazılarının anlayamayacağı bir dilde veriyor ise, bu takdirde kullarından korkuyor demektir! Öte yandan kullarına dilediği gibi anlayış gücü sağladığını ya da onları doğru yola sokmak,gönüllerini açmak olanağına sahip olduğunu söyleyen bir Tanrı’nın (örneğin, Enam Suresi, ayet 125), bazı ayetleri “müteşabih” nitelikte göndermeye neden ihtiyaç duymuş olabileceği de ayrıca anlaşılması güç bir sorundur!

Bütün bunlar bir yana, Muhammed’in ilk anlarda yerleştirdiği ayetlerden anlaşılan odur ki, Tanrı, kendi emirlerinin herkes tarafından anlaşılmasını istemiş bu nedenle de, buyruklarını “apaçık” olmak üzere gönderdiğini bildirmiştir. Daha önce diğer ümmetlere -sırf anlasınlar diye-, kendi dillerinde kitap gönderdiği gibi, Araplara da Kur’an’ı, “apaçık” bir dille, Arapça olarak, yani Arapların kendi anlayacakları dilde hem de yedi farklı okunuşta göndermiştir.

Yani anlaşılmasını istediği içindir ki, Kur’an’ı “apaçık”olmak üzere, “en açık” ve “en anlaşılacak” tarzda, hem de çeşitli Arap kavimlerinin kullandıkları yedi lehçede olmak üzere indirdiğini söylemiştir. Kur’an’ın “apaçık” olmak üzere gönderildiğine dair Kur’an’da sayısız denecek kadar çok ayet vardır. Bütün bunlar ortadayken, bazı ayetleri “muhkem” (kesin, anlaşılabilir) ve bazılarını “müteşabih” (şüpheli, anlaşılamaz) şekilde göndermesinin ELBETTEKİ anlamı olamaz ve aksini iddia etmek ELBETTEKİ yersizdir.

Dipnotlar ;

1)Sahih-i…, c.ll,s.62 vd.

2)Cerrahoğlu, age, s. 17 vd

Reklamlar